Yargıtay 2.Hukuk Dairesi
2021/8728 Esas
2022/6037 Karar
21/06/2022
“Davanın kısmen ıslahında ise; davada yapılmış olan belli bir usul işlemi ıslah edilir (HMK m. 181) (düzeltilir) ve bundan sonraki usul işlemlerinin (ıslah edilen usul işlemi ile ilgili oldukları ölçüde) yapılmamış sayılması sağlanır (Kuru, s. 4014). Davacının talep sonucunu (müddeabihi) arttırması, talep sonucunu terditli dava hâline dönüştürmesi ve talep sonucunun daraltılması gibi işlemler kısmen ıslaha örnek olarak sayılabilecek usule müteallik işlemlerdir.
Nitekim ıslaha ilişkin hükümet gerekçesinde de; “taraflar, daha önce olduğu gibi, ıslah yolu ile iddialarını ve savunmalarını genişletip değiştirebileceklerdir. Buna göre, davacı dava dilekçesinde belirttiği dava sebebini değiştirebileceği gibi, örneğin; daha önce belirttiği ödünç sözleşmesi sebebini değiştirip, sebepsiz zenginleşme sebebine dayanabilecektir. Keza, davacı dava dilekçesinde belirttiği vakıaları eksik belirtmişse, onları ıslah yolu ile tamamlayabilecektir. Ayrıca, davacının dava dilekçesinde belirttiği talebini ıslah yolu ile artırması, örneğin daha önce istediği ellibin Türk Lirasını yüzbin Türk Lirasına çıkarması mümkün olduğu gibi, talebini değiştirmesi de mümkündür, aynen talep ettiği otomobilden vazgeçip, ıslah yolu ile değerini isteyebileceği gibi, otomobilden tümüyle vazgeçip, ıslah yolu ile bilgisayar istemesi de mümkün” olduğu belirtilmiştir.
Bu aşamada, somut olayda başta dava dilekçesinde yer verilmeyip, dava konusu edilmeyen ancak bilirkişi marifetiyle tespit edilen taşınmaz bedelinin yargılama sırasında ıslah yolu ile davaya dahil edilmesinin olanaklı olup olmadığının irdelenmesi gerekecektir. Bilindiği üzere, bir dava konusu, bizatihi kendisi davayı oluşturuyor ise, burada kısmi dava bulunmadığından ıslah edilebilecek bir dava da bulunmamaktadır (Örn. Bir taşınmazın tamamı hakkında iptal ve tescil istemiyle açılan davada, davanın konusunu bu taşınmazın bizatihi kendisi teşkil etmekle, bu taşınmazdan başka bir taşınmaz davaya dahil edilmek istenirse bu halde ıslah söz konusu olamayacaktır) .
Ancak bir davanın konusunu teşkil eden taleplerden sadece bir bölümü istenmiş ve kısmi davaya konu edilmişse daha sonra kalan bölümü için ıslah söz konusu olabilecektir (Örn. Bir taşınmaza el atma nedeniyle istenen tazminat miktarının kısmen talep edilip, daha sonra ıslaha konu edilmesi, bir taşınmazın bir bölümü dava edilmişken diğer bölümünün de ıslahen dava edilmesi gibi). Kural olarak dava açıldıktan sonra sebebinde, konusunda, delillerde ve diğer hususlarda usule ilişkin işlemlerin ıslah yoluyla düzeltilmesi mümkün olduğu gibi, davanın konusunda da ıslah mümkündür. Ne var ki ıslaha ilişkin yasal düzenlemeler göstermektedir ki, ıslahla kastedilen dava konusu edilen hususların genişletilmesi veya değiştirilmesidir. Dava konusu edilmeyen bir şeyin ıslah yoluyla davaya ithaline ve dava konusu hâline getirilmesine yasal açıdan olanak bulunmamaktadır (HGK’nın 01/07/2021 tarihli ve 2017/14-2815 E.-2021/888 K. sayılı kararı).
Tüm bu maddi ve hukuki durum hep birlikte değerlendirildiğinde; mahkemece yargılama sırasında dava konusu taşınmazların güncel tapu kayıtlarının dosyaya temini sağlanmış, tetkikinde ortaklığa konu olduğu ileri sürülen dairelerin davalılar adına kayıtlı olmadığı tespit edilmiş, yine yapılan keşif ve alınan bilirkişi raporu sonrası davacı vekili 18/08/2020 tarihli ıslah dilekçesiyle, dava değerinin 1.700.000TL olarak belirlendiği, tapu iptal ve tescil talebi mahfuz kalmak üzere terditli olarak talebin bedele dönüştürülmesine ve davaya konu taşınmazların %34 payına tekabül eden bedelin tahsiline karar verilmesini talep ettiği anlaşılmaktadır. Eldeki davada davacının ıslah dilekçesiyle, ortaklığa konu taşınmazların tapusunun iptali talebi ile birlikte bu talebine yeni bir talep eklemeyip, sadece mevcut talep sonucunu terditli dava hâline dönüştürdüğünün, eş söyleyişle kısmen ıslah suretiyle usule müteallik bir işlem tesis edildiğinin kabulü gerekmektedir.
O halde ilk derece mahkemesince; davacı tarafından verilen ıslah dilekçesinin, geçerli bir kısmi ıslah olduğu kabul edilmek suretiyle, davalı bakımından davanın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik incelemeyle bu davalı bakımından da pasif husumetten red kararı verilmiş olması, doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir. İlk derece mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, HMK’nın 373 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca, işbu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir.”

