Yargıtay 7.Hukuk Dairesi
2021/1648 Esas
2022/5945 Karar
17/10/2022
“6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun, 240. maddesinde tanık listesi sunulması hususundan, 243. maddesinde ise, tanık listesi için kesin süre verilmesi hususundan bahsedilmekle birlikte, tanık listesi sunulması için kesin sürenin hangi aşamada verileceğine ilişkin, kanunda açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak, aynı Kanun’un 140/1. ve 320/2. maddelerinde, ön inceleme aşamasında tarafların anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların tek tek tespit edilmesi gerektiği düzenlenmiştir. Bu halde, tanık deliline dayanmış ve fakat tanık listesi sunmamış tarafa, tanık listesi sunması için kesin sürenin ön inceleme sonunda verilmesi gereklidir.
Somut olaya gelince; ilk derece mahkemesince 02.12.2016 tarihli duruşmada öninceleme yapılmış, 2 Nolu ara karar gereğince HMK 140/5. maddesi gereğince taraflara henüz sunulmayan ve sunulacak delillerin veya başka yerden getirilecek delillerin getirilmesi amacıyla kesin süre verilmiştir. Mahkemece taraflara HMK 240. maddesi hükmüne göre bir süre verilmiş değildir. HMK 140/5. maddesi tanık listesi verilmesine ilişkin değildir. Bunun yanında davalı takip eden duruşma gününden önce 22.02.2017 tarihinde tanık listesi sunmuş, duruşma günü tanıklarını hazır etmiş, mahkemece tanıkların dinlenilmesine yönelik ara karar verilmediğinden bahisle tanık dinletilmesi isteminin şu aşamada reddine karar verilmiştir. Davalı cevap dilekçesinde tanık deliline dayanmıştır. İlk derece mahkemesince usulüne uygun olarak tanıklar davet edilmediği gibi davalı tarafın yargılamayı uzatacak bir davranışı da bulunmamaktadır. Dolayısıyla ilk derece mahkemesinin 30.11.2018 tarihli duruşmada davalı tarafın tanık dinletilmesi talebinin reddedilmesi doğru değildir.
Öte yandan, davalılar vekili tarafından verilen istinaf dilekçesinde; dava konusu ölünceye kadar bakım sözleşmesinin mirasçılardan mal kaçırma amacıyla muvazaalı olarak düzenlendiği ileri sürülmüştür. Bölge Adliye Mahkemesince, ilk derece mahkemesinde yasal süresi içerisinde iddia edilmeyen hususlara yönelik itirazların dinlenilemeyeceğine karar verilmiş ise de bu karara katılmak mümkün değildir. Nitekim muvazaa iddiası kötüniyete dayanması nedeniyle, bu iddia yargılamanın her aşamasında ileri sürebileceği gibi HMK 141. maddesindeki iddia ve savunmayı genişletme yasağına tabi değildir. Bu bakımdan davalılar, ölünceye kadar bakma sözleşmesinin muvaazalı yapıldığını iddia ettiklerinden; mahkemece tarafların gerçek iradelerinin açıklığa kavuşturulması bakımından, sözleşme tarihindeki murisin elinde bulunan malvarlığının tespit edilecek miktarı ile temlik edilen malın bütün mamelekine oranı dikkate alınarak ölünceye kadar bakım sözleşmesine konu edilen taşınmazların makul olarak değerlendirilebilecek miktarı aşıp aşmadığının 01.04.1974 tarih 1/2 sayılı Yargıtay İçtihadi Birleştirme Kararı uyarınca, muris muvazaası ilkelerine uygun olarak yeterli araştırma ve inceleme yapılıp, toplanan ve toplanacak olan deliller ile birlikte, dinlenen taraf tanıklarının beyanları değerlendirilerek, ölünceye kadar bakma sözleşmesinin terekeden mal kaçırma amaçlı değil, gerçekten murisin bakımını sağlamak amacıyla düzenlenip düzenlenmediğinin araştırılması gerekir. Bölge Adliye Mahkemesince, değinilen hususlar göz ardı edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.”

