Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2020/231 Esas
2022/1258 Karar
05/10/2022
“Vasiyetnamenin açılması kavramını mirasın açılması ile karıştırmamak gerekir. Miras, genel olarak miras bırakanın ölümü ile açılır. Vasiyetnamenin açılması ise, sulh hâkiminin ilgilileri davet ederek onların önünde vasiyetnameyi açması ve içindekileri onlara okumasıdır (TMK m. 596-597). Böyle bir hâlde vasiyetnamenin açılmasında hazır bulunan ilgili, aynı zamanda iptal sebebini de böylece öğrenirse bunlar hakkında bir yıllık hak düşürücü sürenin o günden itibaren işlemesi gerekir. Buna karşılık, orada bulunmayan veya ölüme bağlı tasarruftan haberi olmayan veya orada bulunsa bile iptal sebebini bilmeyen ilgililer hakkında vasiyetnamenin açılmasından itibaren on yıllık süre işler.
Vasiyetname mahkemeye tevdi edilmezse bu takdirde bunun açılması meydana gelemeyeceğinden süre de işlemeyecektir. Buradaki durum, miras bırakanın ölümünden on yıl veya daha uzun bir zaman sonra ortaya çıkan bir vasiyetnameye benzetilebilir. Nasıl böyle bir hâlde ancak vasiyetname bulunduktan sonra buna ilişkin olan talep ve dava hakları meydana gelerek bu konudaki sürelerin işlemesi söz konusu olacaksa, vasiyetnamenin hukuken açılmaması hâlinde de bu haklar ve süre işlemeyecektir. İptal davaları, dava olunanın kötü niyetli olması hâlinde yirmi yıllık hak düşürücü süreye tabi kılınmıştır. Buradaki iyi niyet, TMK’nın 3. maddesinde düzenlenen iyi niyettir ve dava olunan kişinin ölüme bağlı tasarrufta iptal sebebi bulunduğunu bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde, buna rağmen ölüme bağlı tasarruftaki bağış ve menfaatleri kendisine mal etmesidir. Kötü niyetin bulunması için, dava olunan kişinin böyle bir tasarrufun yapılmasına sebebiyet vermiş olması şart değildir. Yirmi yıllık sürenin başlangıcı hakkında da hak düşürücü sürenin başlangıcı hakkındaki esas uygulanır (İmre/Erman, s. 219-221).
Açıklanan nedenle, vasiyetnamenin iptali ve tenkis davasının incelenebilmesi için öncelikle dava konusu vasiyetnamenin açılıp açılmadığı konusunda araştırma yapılmalıdır. Vasiyetname usulünce açılıp ilgililere tebliğ edilmeden yukarıda anılan maddede gösterilen hak düşürücü süreler işlemeye başlamaz. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendiğinde; davacının, murisinin düzenlediği vasiyetnamenin iptalini istediği, davalının ise dava açılabilmesi için hak düşürücü sürenin geçtiği yönünde itirazda bulunduğu, vasiyetnamenin iptali talebiyle… Sulh Hukuk Mahkemesinin 2013/1955 E. sayılı dosyasıyla dava açıldığı, bahse konu dosya kapsamında davacı …’a vasiyetnamenin 05.12.2013 tarihinde tebliğ edilip … Sulh Hukuk Mahkemesinin 2013/10 Talimat sayılı dosyası ile 08.01.2014 tarihinde okunduğu, davacının bu vasiyetnameye karşı beyanlarının alındığı ve diğer mirasçılara da usulüne uygun tebliğ edildiği, bahse konu kararın 26.05.2017 tarihinde kesinleştirilmiş olduğu anlaşılmaktadır.
Bu durumda, davacının vasiyetnameden 05.12.2013 tarihindeki tebliğ ile haberdar olduğunun, dava açma hakkının vasiyetname içeriğini öğrendiği bu tarihte doğduğunun kabulü gerekir. O hâlde, eldeki davanın 27.12.2013 tarihinde açıldığı dikkate alındığında, bir yıllık hak düşürücü süre geçmemiştir. Hâl böyle olunca; Mahkemece Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.”

