Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2023/50 Esas
2024/417 Karar
12/09/2024
“6100 sayılı Kanun’un 204/1 inci maddesi gereğince ilâmlar ile düzenleme şeklindeki noter senetleri, sahteliği ispat olunmadıkça kesin delil sayılır. Duruşma tutanaklarının da bu kapsamda değerlendirilmesi gerekir. Buna göre mahkeme kararının veya düzenleme şeklindeki noter senedinin aksi ispat edilemez; fakat bunların sahte olduğu ileri sürülebilir. Resmî senetlerin sahteliğinden kasıt senedi düzenleyenin tamamen sahte bir senet düzenlemiş (veya onaylamış) olması ya da senedin düzenlenmesi sırasında gerçeğe uygun olmayan kayıtların senede eklenmiş olması demektir. Resmî senedin sahte olduğu iddiası senedin taraflarına değil senedi düzenleyene karşıdır ve senedi düzenleyenin sahtecilik yaparak haksız fiil işlediği iddia edilir. Bu nedenle sahtecilik iddiası resmî senedin ancak resmî memur önünde düzenlenen bölümleri hakkında mümkündür. Adi senetler bakımından sahtelik iddiası ön sorun veya ayrı bir sahtelik davası biçiminde ileri sürülebilirken resmî senetlerin sahteliği ön sorun olarak ileri sürülemez; sahtelik konusunda ayrı bir sahtelik davası açılması gerekir. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 21.12.2023 tarihli ve 2023/1-554 Esas, 2023/1397 Karar sayılı kararında da benimsenmiştir.
Dinlenen davacı tanıkları beyanlarında; hile olgusundan ziyade davaya konu taşınmazın yarısının dava dışı …’a ait olduğunu, davacının ise söz konusu yerin tamamının davalı tarafından satılmak istenmesi sebebiyle bu davayı açtıklarını beyan etmişlerdir. Davalı tanıkları ise görgüye dayalı bilgilerinin olmadığını, davanın intikam duygusuyla açıldığını düşündüklerini belirtmişlerdir.
Davacı asıl 20.01.2020 tarihli celsede; ” benim boşandığım eşim …, bu taşınmaz ile ilgili dava açtı, o dava reddedildi. Tapu benden geçtiği için davayı benim açmam gerekiyormuş, ben bu davayı davalı taraf taşınmazın yarısı gerçekte eski kayınbiraderim …’ın olduğu için hepsini satmaya kalkınca davayı açtım. Yoksa bana ev alacaklardı, almadılar diye açmadım. Tanıkların ikisi de doğru söylemişlerdir.” şeklinde beyanda bulunmuştur. Duruşma tutanağının sahteliği iddia edilmemiş olup, mahkemece duruşmada alınan ve zapta geçirilen davacının bu beyanının ayrıca imza ile tasdik edilmesine gerek yoktur. Zira tanık beyanlarıyla da uyumlu olarak davacı tarafça istikrarlı bir şekilde ortaya konulan maddi vakıaya ilişkin kabulün hatadan da kaynaklanmadığı dosya kapsamından açıkla anlaşılmakta olup, davacı tarafça vakıanın ileri sürülmesinde maddi hata bulunduğu devam eden yargılama aşamasında hatta temyiz aşamasında dahi ileri sürülmediği gibi sahtelik iddiasında da bulunmadığı sabittir. Bu durumda hile olgusuna dayalı olarak dava açılmış ise de dava dilekçesinde dayanılan vakıa hakkında davacının yukarıdaki beyanı ve bu beyanla uyumlu tanık ifadeleri tüm dosya kapsamıyla bir arada değerlendirildiğinde davanın reddine dair verilen karar usul ve yasaya uygun olup yerindedir.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; dosya kapsamı ve dinlenen tanık beyanları bir arada değerlendirildiğinde; davacının kızı ve damadı olan davalılar … ve …’in; davacıya “doğalgazlı ev alacaklarını” vaad ederek iradesini fesada uğrattıkları ve bu suretle dava konusu taşınmazı temlik aldıklarının ispatlandığı, davacının söz konusu beyanı altında imzasının yer almadığı gibi davacının iddiasından vazgeçtiğine dair imzalı başka bir beyanda da bulunmadığı, dolayısıyla direnme kararının bozulmasına karar verilmesi gerektiği ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.”

