Yargıtay 6.Hukuk Dairesi
2021/1376 Esas
2022/3331 Karar
14/06/2022
“Davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hâli, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen, miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkansızlığa dayanmalıdır. Somut olayda, davacı vekili dava dilekçesinde “fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 20.000,00 TL’nin” tahsilini istemiş olup açıkca “belirsiz alacak davası” açtığı ibaresine de yer vermemiştir. Davacı talebi sözleşme uyarınca yerine getirdiği edim bedeli olup, dava tarihi itibariyle alacağın miktar ve değerinin tam ve kesin olarak belirlenmesi mümkün olduğundan HMK’nın 107. maddesine göre belirsiz alacak davası açılamayacağı, ancak belli bir miktar gösterilerek talepte bulunulduğundan davacının davasının HMK 109. maddesinde ifade edilen kısmi dava niteliğinde olduğu kabul edilmelidir.
Davacı bozma ilamından sonra ıslah yoluyla alacak miktarını arttırmış, ancak ıslah dilekçesinin davalı tarafa tebliğine ilişkin bilgi ve belgeye dosyada rastlanmamıştır. Kısmi davada, dava edilen kısım yönünden zamanaşımı süresi kesilmesine karşın dava edilmeyen kısım yönünden zamanaşımı süresi işlemeye devam edeceğinden ıslahla artırılan kısım yönünden zamanaşımı itirazında bulunulabilir, ancak bu itirazın ıslah delikçesinin tebliği üzerine yasal süre içerisinde yapılması gerekir. Bu durumda mahkemece davalı tarafın süresinde ıslah yoluyla arttırılan miktara karşı zamanaşımı iddiasının değerlendirilerek sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, yazılı gerekçeye dayalı olarak yanılgılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.”

