Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2020/699 Esas
2022/1093 Karar
29/06/2022
“Somut olay değerlendirildiğinde; davalı şirket tarafından 2015/36239 sayılı “… YAYINCILIK Özel Ders Defterim+Şekil” ibareli marka başvurusunda bulunulduğu, anılan marka başvurusuna ilişkin olarak davacılar tarafından karıştırılma ihtimali, tanınmışlık, gerçek hak sahipliği, kötü niyet gerekçeleriyle ve “…” esas unsurlu markalar mesnet gösterilerek yapılan itirazın nihaî olarak dava konusu YİDK kararıyla reddedildiği anlaşılmaktadır. YİDK karar gerekçesinde somut uyuşmazlık bakımından, dayanak olarak ileri sürülen mahkeme kararları ve deliller karşısında davalı şirketin marka başvurusunun kötü niyetli olduğuna dair kanaatin oluşmadığı belirtilerek dava konusu markanın tesciline karar verilmiştir. Bunun üzerine işbu davada da davacılar vekili tarafından aynı gerekçelerle kötü niyet itirazında bulunulmuştur.
Dava konusu davalı şirkete ait marka başvurusundaki “… YAYINCILIK Özel Ders Defterim+Şekil” şeklindeki ibarede esas unsurunun “…” ibaresi olduğu, anılan ibare dışındaki kelime ve şekil unsurlarının “…” ibaresi yanında yardımcı unsur niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Direnme kararında bahsi geçen ve davacılardan …. ile davalı arasında görülen İstanbul 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 10.06.2010 tarihli ve 2010/60 E., 2010/116 K. sayılı kararını bozan Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 04.05.2011 tarihli ve 2011/11-59 E., 2011/271 K. sayılı kararına uyularak verilen İstanbul 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 29.03.2016 tarihli ve 2012/82 E., 2016/47 K. sayılı kesinleşen kararında, davalı şirket adına tescilli ve “…” esas unsurlu 193134 ve 195160 numaralı markaların, davalı şirketin markasal kullanımının en başından beri kötü niyetli olduğu gerekçesiyle hükümsüzlüğüne karar verilmiştir.
Her ne kadar Özel Dairece, her bir yeni başvuruda başvuruya eklenen yeni unsurlar bakımından hem işaretsel olarak hem de tescil kapsamları bakımından dava konusu marka ile itiraza mesnet markalar arasında marka tescil kapsamları itibariyle 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi kapsamında karıştırılma tehlikesinin bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerektiğinden daha önce benzer ibareli marka başvurusu yapılmasının tek başına kötü niyetli marka başvurusu olarak değerlendirilemeyeceği belirtilmiş ise de; dava konusu marka başvurusunun esas unsur olarak “…” ibaresini içermesi, davacı tarafça kötü niyetli marka başvuru iddialarına dayanak olarak sunulan dosya kapsamındaki deliller, dava konusu başvuru markasındaki esas unsur olan “…” ibaresinin yazım şeklinin, davalı şirkete ait olup İstanbul 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 29.03.2016 tarihli ve 2012/82 E., 2016/47 K. sayılı kesinleşen kararıyla hükümsüzlüğüne karar verilen 193134 ve 195160 sayılı markalardaki esas unsur olan “…” ibaresiyle benzerliği ve davalı şirketin “…” esas unsurunu içeren markasal kullanımlarının en başından bu yana kötü niyetli olduğunun kesinleşmiş mahkeme kararıyla belirlenmiş olması karşısında davalı şirkete ait dava konusu marka tescil başvurusunun kötü niyetli bir başvuru olduğunun kabul edilmesi zorunludur. Zira kesinleşmiş mahkeme kararı ile davacıların hak sahibi oldukları tespit edilen “…” ibaresinin dava konusu markada esas unsur olarak kullanılması dürüstlük kuralına aykırı olup bu kapsamda davalı şirket tarafından gerçekleştirilen marka tescil başvurusunun iyi niyetli olduğu söylenemez. Bu itibarla bölge adliye mahkemesince, dosyada mevcut deliller kapsamında ve davalı şirketin “…” esas unsurlu markasal kullanımlarının kötü niyetli olduğuna dair tespitler içeren kesinleşmiş mahkeme kararına dayalı olarak yapmış olduğu değerlendirme sonucunda dava konusu marka başvurusunun kötü niyetli olduğuna dair gerekçeyle vermiş olduğu direnme kararı yerindedir. O hâlde, direnme kararı usul ve yasaya uygun olup onanması gerekmektedir.”

