Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2018/136 Esas
2022/12 Karar
18/01/2022
“Şikâyetçi üçüncü kişiye gönderilen ikinci haciz ihbarnamesinde icra müdürlüğünün numarasının “12.” yerine “14.” icra müdürlüğü gösterilmesi nedeniyle İcra ve İflas Kanunu Yönetmeliğinin 43. maddesi uyarınca usulsüz olup, bu haciz ihbarnamesinin tebliği ile itiraz süresi başlamaz. Bu durumda üçüncü kişinin ikinci haciz ihbarnamesine itirazının süresinde olduğunun kabulü gerekir.
Haciz ihbarnamesinin sonuç doğurabilmesi için İİK’nın 89. maddesindeki prosedürün tamamlanması gerekmekte olup, anılan maddedeki prosedür tamamlanmadan, ikinci haciz ihbarnamesine süresinde itiraz edilmesine rağmen üçüncü haciz ihbarnamesi gönderilerek borcun üçüncü kişinin zimmetinde sayılması ve aleyhinde haciz istenmesi de mümkün değildir.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, şikâyetin konusunun tebligat usulsüzlüğü şikâyeti olmayıp ikinci haciz ihbarnamesi usulsüzlüğü dolayısıyla itirazın süresinde sayılması ve icra işlemlerinin iptaline ilişkin olduğu, 05.11.2014 tarihinin tebliğ tarihini öğrenme tarihi olmayıp, ikinci haciz ihbarnamesinin gönderildiği gerçek icra dairesinin öğrenildiği tarih olduğu, dolayısıyla şikâyet dilekçesinin sonunda 27.10.2014 olan ikinci haciz ihbarnamesi tarihinin öğrenme tarihi olan 05.11.2014 olarak değiştirilmesini talep etmesinin sonuca etkili olmadığı, mahkemece yapılması gereken işin birinci haciz ihbarnamesinin usulüne uygun icra dairesi ve dosya numarası doğru olarak yazılıp tebliğ edildiği, ikinci haciz ihbarnamesinin tebliğ zarfında isabetli şekilde Antalya 12. İcra Müdürlüğü dosya no 2014/8931 yazılı olduğu ikinci haciz ihbarnamesi metninde hatalı yazılan “Antalya 14. İcra Dairesi” dışında tüm usullerin doğru olarak yazıldığı hususlarının birlikte değerlendirilerek şikâyetçinin ikinci haciz ihbarnamesine süresinde itiraz etmiş sayılıp sayılamayacağının tespiti ile oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerektiği, hâkimin şikâyet sebepleri ile bağlı olmayıp şikâyet konusu işleminin tümünü inceleyerek kanuna uygun bütün kararları verme yetkisinin olduğu hususları göz önüne alındığında direnme kararının alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesinin belirtilen değişik gerekçe ile bozulmasına engel bir durum olmadığı, aleyhe bozma yasağının söz konusu olmayacağı gerekçesi ile direnme kararının bu değişik gerekçe ile bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. Sonuç olarak alacaklı vekili tarafından temyiz edilen direnme kararının yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerle onanması gerekmiştir.”

