Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
2022/4731 Esas
2022/5291 Karar
26/04/2022
“Belirtmek gerekir ki; 5235 sayılı Kanun ile bu Kanunda sayılan kişi ve kurumlara tanınan “uyuşmazlığın giderilmesini talep etme hakkı”, mutlak biçimde her uyuşmazlığın esasına yönelik çözüm geliştirilmesine imkan vermez. Uyuşmazlığın giderilmesi talebi bir kanun yolu olmayıp, böyle bir talebin varlığı halinde Yargıtayca temyiz incelemesine benzer bir inceleme yapılması da mümkün değildir (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 26.10.2021 tarihli, 2021/10608 Esas, 2021/14962 Karar sayılı kararı).
Başvurucu, benzer nitelikteki davalarda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairelerince fazla çalışma iddiası ile hafta tatili ve ulusal bayram genel tatil günlerinde çalışma iddiasının husumetli tanık anlatımı ile ispat edilip edilemeyeceği noktasında farklı sonuçlara ulaşıldığını ileri sürerek başvuru konusu Dairelerin kararları arasındaki uyuşmazlığın giderilmesini istemiştir. Gerçekten de söz konusu kararlar incelendiğinde; bu kararların bir kısmında tanıkların doğruyu söylemelerinin asıl olduğu, davalı şirket aleyhine dava açmalarının tanık olarak beyanlarına itibar edilmesini engellemeyeceği, davalı tarafından tanık beyanlarının gerçeğe aykırı olduğunun inandırıcı delillerle kanıtlanamadığı sonucuna varıldığı; diğer Bölge Adliye Mahkemeleri kararlarında ise tanıkların davalı işverene karşı davalarının olduğu, husumetleri nedeniyle beyanlarına itibar edilemeyeceği gerekçesinin benimsendiği anlaşılmaktadır. Bu tespit karşısında ilk bakışta, başvuru konusu dosyalarda 5235 sayılı Kanun anlamında “benzer olaylar” bulunduğu sonucuna varılabilir. Şüphesiz benzer olaylardan söz edebilmek için davaların tarafların aynı olması yahut olaylar arasında mutlak bir özdeşlik bulunması gerekmemektedir. Ancak bazı dava dosyalarındaki maddi vakıaların fazlasıyla farklılık göstermesi, ispata yönelik delillerin değerlendirilmesinde farklı sonuçlara ulaşılmasına neden olabilir. Başvuru konusu davalar bu yönden incelendiğinde; her bir dava dosyasındaki işçilerin çalışma sürelerinin, işyerindeki genel çalışma düzeninin, ücretin ödenme biçiminin ve miktarının, işyerinde yapılan işin niteliğinin, işçilerin ifa ettiği işin farklılık gösterdiği, dosyalardan tespit edilmektedir. İkinci olarak her bir dosya kapsamındaki deliller de birbirinden farklıdır.
Bir üst başlıkta açıklanan ilke ve esaslar ile somut olay birlikte değerlendirildiğinde; fazla çalışmanın ispatı noktasında aynı işveren aleyhine dava açan kişilerin davacı tanığı olarak dinlenmesi halinde bu işçilerin tanıklıklarına kural olarak itibar edilmemesi, birbirlerine tanıklık eden kişilerin beyanlarına ihtiyatla yaklaşılması gerekliliği Dairemizce de kabul edilmektedir. Ancak bu kişilerin tanıklıklarına hiç itibar edilmemesi şeklinde mutlak bir kural söz konusu olmayıp tanıklıklarına kural olarak itibar edilmemesi gerekir. Buna ek olarak, birbirlerine tanıklık eden yani menfaat birliği içinde olan kişilerin beyanlarına ihtiyatla yaklaşılması esası karşısında, her bir somut olayın kendi içerisinde değerlendirilmesi gerekliliği ortaya çıkar. Başvuru konusu Bölge Adliye Mahkemelerinin farklı kararlarına konu davalarda gerek maddi vakıaların gerekse delillerin birbirinden farklı olduğu açıktır. Aralarında uyuşmazlık bulunduğu belirtilen Bölge Adliye Mahkemesi dosyalarında, tarafların iddia ve savunmaları, taraflarca sunulan deliller, farklı içerikteki tanık anlatımları gibi somut olaya has ispat durumu dikkate alınarak, yine somut olayın özelliklerine göre karar verildiği anlaşılmaktadır.
Bu açıklamalara göre Bölge Adliye Bu halde, başvurucunun dilekçesinde belirtmiş olduğu Bölge Adliye Mahkemesi kararları arasında 5235 sayılı Kanun’un 35’inci maddesi kapsamında bir uyuşmazlık söz konusu değildir. Açıklanan bu maddi ve hukuki olgular karşısında uyuşmazlığın giderilmesine yer olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.”

