Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2018/1043 Esas
2022/367 Karar
22/03/2022
“Delil tespiti kararı, nihai bir karar olmadığından temyiz edilemez. Fakat karşı taraf, delil tespiti kararı icra edilinceye (delil tespiti yapılıncaya) kadar delil tespiti kararına itiraz edebilir. Delil tespiti kararı icra edildikten sonra, hem delil tespiti kararına hem de delil tespiti işlemine itiraz edilebilir (HUMK m. 373/ HMK m. 404). İtiraz, delil tespitini yapmış olan mahkemeye yapılır. Delil tespitine itiraz bir süreye bağlı değildir. Delil tespitine itirazdan önce dava açılmış ise itiraz davanın açılmış olduğu mahkemeye yapılır ve bu mahkeme tarafından incelenir. Bu aşamada delil tespitinin asıl davaya etkisine değinmekte yarar bulunmaktadır.
Delil tespiti, ilerde açılacak (veya açılmış olan) davada sırası geldiğinde kullanılmak üzere yaptırılır. Bu nedenle, yaptırılmış olan bir delil tespitine, taraflardan her biri, davada sırası geldiğinde dayanabilir; yani delil tespiti yolu ile tespit edilen delile dayanarak iddiasını veya savunmasını ispat edebilir. Bu husus, delil tespiti dosyasının esas dava dosyasının eki sayılmasının da doğal sonucudur. Karşı taraf olan davalı da davacının yaptırmış olduğu delil tespitine dayanabilir. Bu durumda kendi yaptırdığı delil tespitine delil tespiti sırasında itiraz etmemiş olan davacının, davalının o delil tespitine dayanması hâlinde kendi yaptırdığı delil tespitinin aksini iddia ve ispat etmesine imkân yoktur (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, Cilt IV, s. 4464-4465).
Tespit edilen delilin değerlendirilmesi de o delilin niteliğine göre yapılır. Örneğin, delil tespiti, keşif ve bilirkişi yoluyla yapılmışsa bu takdiri delil olarak değerlendirilir. Tespit edilen delilin ispat kuvvetini taraflar, asıl davadaki tahkikat aşamasında inceleme sırasında tartışma konusu yapabilir ve bu konuda haklı itirazlarını veya karşı delillerini ileri sürebilirler. Örneğin, delil tespiti yoluyla bilirkişi incelemesi yaptırılmış, rapordaki eksiklik veya belirsizlikler ek raporda da karşılanmamışsa davaya bakan hâkim yeni bilirkişi incelemesi yaptırabilir (Pekcanıtez Usul, Medeni Usul Hukuku Cilt III, İstanbul 2017, s.2573).
Tespit dosyası raporu ile mahkemece asıl dosyada alınan rapor arasında farklılıklar bulunduğu, delil tespit dosyasında davacılara ait tarlalarda zararın bulunduğu bu durumun davalıların işlettiği taş ocaklarından kaynaklandığı belirtilirken asıl dosyada alınan raporda davalılardan kaynaklı zararın olmadığının belirtildiği görülmüştür. Ana dosyada alınan raporda delil tespit dosyasındaki rapordan neden farklı rapor hazırlandığına ilişkin bir belirtme, teknik açıklama yapılmadığı gibi, davalı tanıklarının asfalt yolun sonradan yapıldığına ilişkin beyanlarına yönelikte bir değerlendirme de yapılmamıştır. Her ne kadar dosyada alınan bilirkişi raporunu değerlendirme yetkisi hâkime ait olsa da, bu durum hâkime bilirkişinin yerine geçerek hâkimlik mesleği dışında özel ve teknik bilgi gerektiren bir durumda şahsi bilgisi ile karar verebilme yetkisi vermemektedir. Hâkimin kendisini bilirkişi veya bilirkişi kurulu yerine koyamayacağı, özel ve teknik bilgiyi gerektiren konularda şahsî bilgisi ile sonuca gidemeyeceği, o konuda bilirkişi incelemesi yaptırması gerektiği kabul edilmektedir.
Mahkemece çelişki ve farklılıklar üzerinde durularak raporlar arasındaki çelişkiler giderilmemiş, dosyada alınan bilirkişi raporuna neden üstünlük tanındığı gerekçeli ve denetime elverişli bir biçimde açıklanmamıştır. Bu çelişkili duruma itiraz eden davacılar vekilinin itirazları da mahkemece karşılanmamıştır. Sonuç itibariyle, ileride açılacak davada sırası geldiğinde kullanılmak üzere davacılar vekilince yaptırılan delil tespiti sonucunda alınan bilirkişi raporu ile asıl dosyada alınan rapor arasındaki çelişki giderilmeden, tanık beyanları değerlendirilmeden sonuca gidilmesi doğru olmamıştır. Hükme esas alınan bilirkişi raporunun hüküm kurmaya yeterli olduğunu söylemek mümkün değildir. Hâl böyle olunca; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.”

