Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2020/605 Esas
2022/264 Karar
08/03/2022
“Somut uyuşmazlıkta davacı vekili, müvekkilinin 2002 yılında davalıların murisine ait işyerinde çalışmaya başladığını, çalışmasının 07:00-19:00 saatleri arasında, Cumhuriyet Bayramı hariç genel tatil günlerinde de devam ettiğini belirterek ödenmeyen işçilik alacaklarının tahsilini talep etmiş, davalıların vekilleri ise davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece 22.11.2013 tarihli tensip tutanağında davacı vekiline HMK’nın 121 ve 318. maddeleri gereği ellerindeki belgelerin asıllarını davalı sayısından bir fazla sayıda olacak şekilde dilekçelerine eklemeleri, başka yerden getirtilecek belge ve dosyalar için açıklayıcı bilgilerin ve belgelerin dilekçede yer alması gerektiği, ayrıca tanık ad, adres ve sayısını açıkça bildirmeleri; iki haftalık kesin süre içinde bildirilmediği taktirde ayrıca süre verilmeyeceği ve mevcut deliller üzerinden değerlendirme yapılarak karar verileceği bunun da aleyhlerine olabileceğinin ihtarı yönünde ara karar kurulmuş ve tensip tutanağı davacı vekiline 03.12.2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Davacı vekili dava dilekçesinde fazla çalışma ve işten haksız çıkarılma sebebi ile tanık deliline dayanmış, tanıklarının isim ve adreslerinin daha sonra bildirileceğini belirtmiştir. Ayrıca davacı vekili dava açılış sırasında gider avansı içerisinde 69TL “tanık tutarını” yatırmıştır. Dilekçeler ibraz edildikten sonra mahkemece 12.05.2014 tarihinde yapılan ön inceleme duruşmasında tarafların sulh olamadıkları ve dava konusu hususların tamamında anlaşamadıkları tespit edilerek ön inceleme aşamasından tahkikat aşamasına geçilmiş, davacı vekili ve davalı … vekili tanıklarını bildirmek için süre talep etmiş ise de, mahkemece “Her iki tarafa da tensip kararı gereği 2 ve 3 maddelerde sonuçları açıkça belirtilerek tanık ad ve adreslerini bildirmeleri gerekli masrafları yatırmaları aksi taktirde bu tanıkların dinlenmeyeceği konusunda uyarıldıkları, buna rağmen süresinde tanık bildirilmediği, duruşma sırasında da birbirlerine muvafakat etmedikleri anlaşıldığından tarafların tanık dinletme ile ilgili taleplerinin reddine” karar verilmiştir.
Bununla birlikte, davacı vekili tarafından sunulan 21.05.2014 havale tarihli dilekçe ile iki tanığın isim ve adresleri bildirilmiş ise de mahkemece bu tanıklar dinlenilmeksizin yargılama tamamlanmıştır. Yapılan bu açıklamalara göre, basit yargılama usulünde taraflar dava ve cevap dilekçeleri ile delillerini göstermek, delil olarak dayandıkları belgeleri dilekçelerine ekleyerek vermek ya da başka yerden getirtilecekse gerekli bilgileri belirtmek zorunda olduğundan tanık deliline dayanılması durumunda bu hususun da dava ve cevap dilekçesinde belirtilmesi zorunludur. Diğer taraftan, HMK’nın 240. maddesinde tanık deliline dayanan tarafın tanık listesini sunması gerektiği belirtilmiş ise de tanık listesinin verilmesi gereken aşama açık olarak düzenlenmemiştir.
Yukarıda ayrıntılı olarak izah edildiği üzere ispat faaliyetinin konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümüne etkili olabilecek vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 320. maddesi gereğince basit yargılama usulünde tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar ön inceleme aşamasında tespit edileceğinden ancak bu tespit yapıldıktan sonra çekişmeli vakıaların ispatı için tanık deliline başvurulmasının gerekip gerekmediği taraflarca değerlendirilebilecektir. Bu anlamda olmak üzere dava dilekçesinde ve cevap dilekçesinde soyut olarak tanık deliline dayanan taraf, ön incelemede hâkimin tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tespit etmesinden sonra, hangi konulara ilişkin ve hangi vakıayı ispat için hangi tanığı delil olarak bildirebileceğini belirleyebilir. Bu itibarla, mahkemece dava dilekçesinde hangi vakıayı ispat için tanık deliline dayandığını belirten davacı vekilinin tanıklarının dinlenilmesi gerekirken tanık dinletme talebinin reddine karar verilmesi, hukukî dinlenilme hakkının ve bu hakkın alt unsurları olan “iddia ve savunma hakkı” ile “açıklama ve ispat hakkı”nın ihlâli niteliğinde olup adil yargılanma hakkı ile bağdaşmamaktadır.”

